Yorum Nedir
Girginer

Yorum Nedir

Yorum Nedir?

Genel Bakış: Açıklamalar, bir davranışın nedenlerini sorgular ve nesnelleştirir; yorumlamalar (deutungen) ise bir eylemin motivasyonlarını sorgular ve öznelleştirir. Yorumlamak, gündelik davranışımızın doğal bir parçasıdır; psikanalitik eğitim bunu yalnızca geliştirmeyi, yani daha incelikli ve bilinçli hale getirmeyi sağlar.

Bir yorumun neyi açıkladığı sorusunu, bir yorumun özel içeriği ve onun psikanalitik kuramla ilişkisi açısından değil, açıklamanın özel bir biçimi olarak yorumun niteliği bakımından ele almak istiyorum.

Psikanalitik seans protokollerine ilişkin incelemelerimiz sırasında, bir psikanalitik seansın gidişatını aktaran protokol metinlerinde açıklama gerektiren ifadelerle karşılaştık. Burada ayrıntısına girmeyeceğim metin-imleme kavramımıza göre, bu tür ifadeler ya bağlamdan çıkarılamayan motivasyonlarla hareket eden kişilerin betimlendiği durumları ya da bağlam içinde çözümlenemeyen çelişkiler içeren olgusal betimlemeleri ifade eder. Bu metin kısımlarını açıklama talep eden “boşluklar” ya da “kopukluklar” olarak adlandırıyoruz.

Psikanalitik yöntemin uygulanmasında, bu boşluklar genellikle yorumlar aracılığıyla doldurulur. Bir yorumun açıklamanın özel bir biçimi olarak biçimsel ve içeriksel açıdan nasıl nitelendiği sorusuna geçmeden önce, protokollerde biçimsel metin bileşeni olarak zaten yer alan açıklamalara değinmek istiyorum.

Dilsel-mantıksal kavramımıza göre, bir olgusal betimlemeyi başka türden ifadelerden ayırmanın ölçütü, o olgunun başka bir olgu yardımıyla açıklanması ya da gerekçelendirilmesidir. Bu tür açıklamaların biçimsel olarak metinde nasıl yer aldığını birkaç örnekle göstermek istiyorum: “Özel eğitim okuluna gitme tehlikesi şu anda akut değildir. Peter birinci sınıfı geçemezse, bu sınıfı tekrar edebilir; çünkü erken yaşta okula başlamıştır.” Burada “özel eğitim okuluna gitme tehlikesi akut değildir” olgusu, genel bir okul düzenlemesi yardımıyla açıklanmaktadır.

“Büyük mağazaların yıkıcı rekabeti yüzünden küçük dükkanını yeniden kapatmak zorunda kaldı.” Burada “dükkanını kapatmak zorunda kaldı” olgusu, büyük mağazaların gücünün kendi işine şans tanımamasıyla gerekçelendirilmektedir.

“İlk kocasını o geçindiriyordu, çünkü o para kazanmıyordu.” Burada “kocasını geçindiriyordu” olgusu, kocanın para kazanmamasıyla açıklanır; ancak kocasının bu durumda ekonomik koşulların kurbanı mı yoksa para kazanmamayı bilinçli olarak mı seçtiği belirsiz bırakılmıştır.

“Bu noktada sözünü kesiyor; benimle ilk evliliği hakkında konuşmak istemiyor.” Burada “sözünü kesiyor” olgusu, kişisel bir motivasyonla açıklanmıştır.

Bu örneklerde, bir olgunun neden “böyle olduğu” bir başka olguya başvurularak açıklanır. Bu açıklamalarda farklı etkiler devreye girer: bağlayıcı bir okul kuralı, kendini kurbanı olarak gördüğü anonim bir güç, sonuçları olan kişisel bir kader veya belirli bir davranışı yönlendiren kişisel bir niyet. Sonuçta, tüm bu açıklamalar kişisel düzeyde, bireyin kendi iradesi dışında kalan elverişli ya da elverişsiz koşulların kurbanı olduğu varsayımına dayanır. Bu açıklama ilkesi, insanın doğa yasaları, zorunluluklar ve toplumsal koşullar altında yaşadığı yönündeki deneyimle de örtüşür.

Bu açıklamalar, belirli bir kişinin ifadeleri olarak, nesnel doğruluklarından bağımsızdırlar; çünkü bir olguyu belirli bir başka olgu yardımıyla gerekçelendirmek, o olguya belirli, biçimsel olarak sabitlenmiş bir anlam kazandırır. Başka kişiler, neden birinin sözünü kestiğine ya da neden bir kadının kocasını geçindirmek zorunda kaldığına dair farklı gerekçeler öne sürebilirler.

Bu tür açıklamaları, her ne kadar kişisel bir görüş, tutum veya belirli ilişkileri kavrama biçimi taşısalar da yorum olarak görmeyiz. Bu nedenle, genellikle yorumlar aracılığıyla kapatılan metindeki “boşluklar”a geri dönelim. Söz konusu “boşluklar” bir çelişki ya da beklenmedik bir sonuç nedeniyle açıklama talep eder; bu açıklama önceki örneklerdeki gibi metinde yeterince bulunmadığı için, karşı tarafı, bizim örneğimizde psikoloji öğrencilerini, kendi “açıklamalarını” getirerek anlaşılmazı anlaşılır kılmaya yönlendirir. Örneğin: “Suç geçmişi olan kocasına evlilik aracılığıyla bir dayanak ve yuva vermek istemişti. Ancak adam bunu sürekli reddetti.” Bu iki olgu arasında, açık bir ilişki olmasına karşın, adamın reddedişinin nedeni anlaşılmadığından bir boşluk oluşmaktadır. Protokol şöyle sürer: “Ancak ben pes eden biri değilim demiş. Onun suç davranışlarına katlanmış. Sonunda kocası onu tehdit etmiş. Bunun üzerine on yıllık evliliğin ardından ondan ayrılmış.” Yine, adamın davranışı açıklama gerektirir. Terapistin “açıklaması” şöyleydi: “Ondan ayrılamadınız, çünkü onu suçluluğundan kurtarıp hapisten korumak istediniz. Sizin için birini kurtarmak çok önemlidir.”

Burada iki süreç gözlenir: Kadının kendisini pasif bir kurban olarak sunduğu olgu, aktif bir etki öznesi olarak yeniden formüle edilir (“ondan ayrılamadınız”); bu davranışın nedeni ise kişisel bir güdüye bağlanır (“çünkü siz her zaman birini kurtarmak zorundasınız”).

Bu biçimde hem olgu hem de açıklama yeniden yapılandırılır ve anlatılan tüm olaylar, hastanın kişisel etkisi ve güdüleriyle açıklanır. Kocanın anlaşılmaz davranışı, metindeki başlangıçtaki boşluk, böylelikle kadının etkisine boyun eğmeyi reddedişi olarak anlam kazanır. Bu tür bir “açıklamayı” biz bir yorum olarak adlandırırız.

Dolayısıyla olaylar veya davranışlara ilişkin açıklamalar, yorumlama amacıyla yapılan açıklamalardan biçimsel olarak belirgin biçimde ayrılırlar.

İkinci bir örnek: “B. oğlunun sınıf öğretmeniyle bir görüşme yaptı. Oğlunun okulda çok inatçı olması sorunun kendisidir.” Burada “sınıf öğretmeniyle yapılan görüşme” olgusu açılarak, oğlunun okulda inatçılık göstermesiyle ilgili bir problem olduğu belirtilmiştir. Protokolde şu ifadeler yer alır: “Kısa bir süre önce, oğlunun kendisine karşı aptal numarası yaptığını görmüştü. Bir süre sonra oğul inatçılığını bırakmış ve bir kitap sayfasını ezberden kendi kendine okumaya başlamış.” Bu sonraki ifadelerde “oğlunun inatçılığı” teması sürdürülmekte, ancak yeni bir durum anlatılmaktadır: Oğul, inatçılığını annesine karşı da göstermektedir. Ancak bu yeni durumda, açıklama gerektiren beklenmedik bir sonuç ortaya çıkar: Neden oğul, bir süre sonra inatçılığını bırakmış ve daha önce “yapamayacak kadar aptal” göründüğü bir şeyi, yani bir sayfayı ezberden okumayı, gerçekleştirmiştir? Bu metin parçasındaki “boşluk” için hastanın bir açıklaması vardır; protokol şöyle devam eder: “Bayan X bundan büyülenmiştir. Evlatlığının tıpkı kendisi gibi inatçı olduğunu fark eder. Çocukken kendisi de tıpkı oğlunun şimdi davrandığı gibi davranmıştır.”

Bu açıklamayla boşluk doldurulur. Artık oğlunun neden bu şekilde davrandığını anlıyoruz: Çünkü annesi gibi davranmaktadır; inatçılığında onunla özdeşleşmiştir. Bayan X kendisiyle ilgili bir içgörü kazanır; kendini oğlunda yeniden tanır. Peki Bayan X, oğlunun anlaşılmaz davranışını açıklamış mı, yoksa yorumlamış mıdır? Bu zor soruyu yanıtlamadan önce, terapistin sunduğu “açıklamayı” da dinleyelim: “Aslında inatçılık sizden geliyor. Bu bağlamda ilk evliliğinizden söz etmek istiyorum. O adamın yardımınızı kabul etmeyeceğini kısa sürede anlamıştınız, ama yine de onunla on yıl boyunca birlikte kaldınız. ‘Çok çabuk pes etmeme’ ilkenize inatla bağlı kaldınız. Ayrıca, bu evliliğe en başından beri karşı olan annenize de inat ettiniz.”

Terapist, yorumunda bir adım daha ileri gider ve bunu biçimsel ve içeriksel olarak tam bir şekilde tanımlayabiliriz: Hasta, oğlunun belirgin inatçılığını kendi davranışıyla olan kişisel bir bağ içinde açıklayarak hem oğluna etkisini fark eder hem de kendisiyle ilgili bir içgörü kazanır. “Oğlunun inatçılığı” olgusu, temayı oluşturan sabit nokta olarak kalır; yalnızca bu inatçılığın açıklaması, annenin kendi etkisine dair bir içgörü kazandırır. Terapistin yorumu ise “oğlunun inatçılığı” olgusunu “kendi inatçılığı” biçiminde yeniden formüle eder. Hem açıklamada hem olguda, diğer kişilerin eylemleri ya da daha genel olarak dış etkiler ortadan kaldırılır; yalnızca yoruma muhatap olan kişinin kendi eylemleri ve güdüleri belirleyici hale gelir.

Anneye yöneltilmiş bir yorum şu biçimde olurdu: “Oğlunuzun davranışında, kendi inatçılığınızın özellikleri ortaya çıkıyor; bunları başka bağlamlardan da biliyoruz.” Oğula yöneltilmiş bir yorum ise şöyle olurdu: “Bu şekilde inatçısın, çünkü tıpkı annen gibi davranıyorsun.”

Dolayısıyla, oğlunun bir süre sonra neden davranışını değiştirdiği sorusundaki “boşluğu” Bayan X’in açıklayıp açıklamadığı ya da yorumlayıp yorumlamadığı, “açıklamanın” kime yönelik olduğuna bağlıdır. Eğer mesele oğlunun davranışını anlamaksa, bu davranış annesinin etkisiyle, yani dışsal bir etkenle açıklanır. Ancak mesele annenin kendi inatçılığıysa, bu inatçılığın oğlunun davranışında görünür hale gelmesi ve annenin oğluna bu inatçılığı, hangi nedenlerle olursa olsun, aktardığını fark etmesi, o zaman anne bir yorum yoluyla kendisi hakkında bir içgörü kazanmış olur. Böylece, bir yorumu diğer açıklama biçimlerinden ayırmamızı sağlayan biçimsel bir ölçüt elde etmiş oluruz: Bir olay yalnızca bir kişinin kişisel olarak güdülenmiş eylemiyle gerçekleşiyor ve bu eylemin açıklaması da aynı kişinin kişisel güdülerinden türetiliyorsa, o durumda söz konusu olan bir yorumdur.

Bu tanımın bir dizi ilginç sonucu vardır. Başta, genel açıklamaların belirli bir kişinin bakış açısından açık olduklarını saptamıştık. Açıklamalar, bir olguyu kişisel bir görüş temelinde başka bir olguyla açıklayarak belirginlik kazanır; ancak bu ikinci olgunun daha fazla incelenmesi “başka bir mesele”dir. Örneğin, bir öğrencinin erken yaşta okula başladığı için sınıfı tekrarlayabilmesi meselesi, öğrencinin kişisel etkisinden bağımsız bir okul kuralının tartışılmasını gerektirir. Yine, büyük mağazaların küçük işletmeler için neden yıkıcı olabileceği sorusu da kendi içinde başka bir sorudur; ancak bu, hastanın bu nedenle dükkanını kapatmak zorunda kalmış olması gerçeğini değiştirmez. Bu tür açıklamalar, daha fazla açıklama gerektiren yeni sorular doğurur; fakat bu ek açıklamalar, kişisel etkiden uzaklaşır, açıklamayı daha da nesnelleştirir.

Yorum ise bunun tam tersine işler. Bir yorumdan doğan sorular, “Neden bu biçimde bir inat geliştirdi?” veya “Neden inatçılığını oğlunda gösteriyor?” gibi, daha fazla yorum gerektirir. Bu yorumlar, kişisel olarak güdülenmiş etkileri öznel düzeyde yoğunlaştırır, özneleştirmeyi derinleştirir ve sonunda özneleşmenin oluşumunu konu haline getirir.

Bu sonuç, psikanalitik yöntemin uygulanışında nerede durduğumuzu epistemolojik olarak belirlediği için olağanüstü önem taşır. Çünkü böyle tanımlanan yorum, psikanalitik yöntemin diğer açıklayıcı yöntemlerden ayrıldığı özgül metodolojik hedefi gösterir.

Bir başka sonuç da şudur: Yorumlar aracılığıyla insanı, olayların merkezinde yer alan bir fail olarak konumlandırırız; bu da ona kendi öznel olanaklarını araştırma ve gerekirse içgörüler yoluyla düzeltme fırsatı verir.

Son olarak, şunu da belirtmek gerekir: Henüz tam anlamıyla yetişmiş bir analist olmayan kişiler de farkında olmadan, bir yorumun biçimsel ölçütlerini yerine getirerek yorum yapabilirler. Bu, insana özgü asli bir yetenektir; sonradan öğrenilmez, yalnızca eğitim süreci içinde geliştirilir, inceltilir ve belirli bir amaca yönlendirilir. Ancak bu durumda da bu özgün yeteneğin yanlış anlaşılmış bir profesyonelleşme anlayışıyla köreltilme tehlikesi vardır.

İlk yorumu bırak

Alt başlıklar