Psikanalitik / Psikodinamik Yönelimli Terapi

Terapiye Başlamadan Önce Buna İhtiyacı Olanlar İçin Küçük Bir Rehber

Başarılı bir psikoterapinin temel etkenlerinden biri, en iyi durumda güven, değer görme ve empati üzerine kurulu olması gereken terapötik ilişkidir. Terapötik ilişkinin bu şekilde öne çıkarılması, uygulanan yöntemin, yani terapistin eğitim aldığı yöntemin yalnızca ikincil bir öneme sahip olduğu izlenimini yaratabilir. Ancak benim deneyimlerim bunun bütünüyle böyle olmadığını gösteriyor.

Bir kişi psikolojik bir kriz içindeyse veya uzun zamandır değiştirmek istediği zorlayıcı davranış ve yaşantı örüntüleriyle mücadele ediyorsa, nihayet bir terapist bulabilmiş olmaktan bile memnuniyet duyabilir. Bu nedenle uygulanan yöntem çoğu zaman ikinci planda kalır; terapist arayışında hiç rol oynamayabilir ya da yalnızca ikincil bir rol oynar. Ancak bence terapinin nasıl yürütüldüğü, özellikle de terapide nelerin mümkün olduğu ve nelerin mümkün olmadığı konusunda başlangıçtan itibaren oluşabilecek hayal kırıklıklarını önlemek açısından, hiç de önemsiz değildir.

Bu nedenle, psikanalitik/psikodinamik yönelimli psikoterapinin yöntemini burada daha yakından tanıtmayı önemsiyorum. Bunun özellikle, terapiye başlamadan önce karar verme sürecinde size yardımcı olmasını amaçlıyorum. Ne kadar iyi bilgilendirilirseniz, daha terapi başlamadan kendi yaşamınız ve değişiminiz üzerinde etkili olabileceğinize dair duygu (öz-yeterlik / öz-etkililik) o kadar fazla gelişebilir.

Psikanalitik yönelimli psikoterapi, psikanalitik-psikodinamik küme içerisinde yer almaktadır. O halde “Psikodinamik” ne anlama gelir? Psikodinamik, bilinçli olarak yaşanan davranışlar, arzular, duygular ve düşünceler ile bilinçdışı bileşenler arasındaki etkileşimi ifade eder.

Belki daha önce buzdağı modelini duymuşsunuzdur: Dışarıdan deniz seviyesinin üzerinde kalan yalnızca buzdağının en üst kısmını görürüz — burada bu kısım bilinçli unsurlara karşılık gelir. Oysa buzdağının çok daha büyük bölümü denizin altında, görünmeden gizlidir. Bunlar bilinçdışı yönelimlerdir ve bunlar davranışlarımızı hiç de azımsanmayacak ölçüde yönlendirir.

Psikodinamik terapide, yüzeyin altında bulunan bu unsurlarla yoğun biçimde ilgilenilir. Örneğin yaşam öyküsü, önemli bakım veren kişilerle / bağlanılan kişilerle kurulan erken ilişkiler ve bunlardan kaynaklanan bilinçdışı çatışmalar ele alınır.

Psikanalitik/Psikodinamik yönelimli bir psikoterapist olarak benim anlayışım, tam da bu önemli geçmiş deneyimlerin, diğer etkenlerin yanı sıra, bugünkü davranışlarımızı ve yaşantılarımızı biçimlendirdiği yönündedir. Bunları anlamak, günümüzde yaşanan sorunlara yeni bir bakış açısı kazandırabilir.

Dolayısıyla terapide amaç, terapiye başvurulmasına neden olan mevcut belirtileri, kişinin kendi biyografisi bağlamında görmek ve anlamaktır. Burada bilinçli hale getirme, davranış ve yaşantıyı değiştirebilmenin ilk adımıdır. Böylece tekrarlayan sorunlarla farklı biçimde başa çıkmak mümkün olabilir.

Terapide birlikte tekrarlayan davranış örüntülerini araştırmaya koyulur ve bunlara eşlik eden duygu ve düşüncelere özellikle bakarız. Burada yalnızca diğer insanlarla kurulan ilişkiler değil, kişinin kendisiyle olan ilişkisi de önemlidir; yani kişinin kendisine nasıl davrandığı ve bunlardan hangilerinin gerçekten kendisine ait olduğu, hangilerinin ise geçmişten geldiği gibi.

Dolayısıyla terapi, kişinin kendisiyle, kendi arzuları, hayalleri, ilişkileri, fantezileri ve yaşantı örüntüleriyle daha yoğun biçimde ilgilenmesine yönelik bir davettir.

Hastaların somut tavsiyelere, önerilere veya ne yapmaları gerektiğini söyleyen doğrudan yönlendirmelere büyük bir ihtiyaç duyduklarına sıkça tanık oluyorum. Bu tamamen anlaşılabilir bir durumdur; çünkü psikolojik bir hastalık veya tekrar tekrar yaşanan güçlükler insanı bir ölçüde çaresiz ve güçsüz hissettirebilir.

Ancak burada aynı zamanda bir hayal kırıklığı etkeni de gizli olabilir. Psikodinamik terapi yönelimlerinde amaç, somut çözümler sunmaktan çok, belirli örüntülerin nasıl ortaya çıktığını ve ilişkiler içerisinde nasıl tekrarlandığını birlikte anlamaktır. Bu tekrarlar, örneğin terapötik ilişki içerisinde de ortaya çıkabilir.

Bu nedenle terapist olarak kendimi bir tür eşlikçi olarak görüyorum. Sizi, kendi yaşantınızı ve ilişki örüntülerinizi farklı perspektiflerden değerlendirme ve belki de şimdiye kadar gizli kalmış yönleri keşfetme sürecinde destekliyorum.

Dolayısıyla terapi, zorluklarınız üzerine birlikte düşünebileceğimiz bir alan sunar. En iyi durumda, davranış değişikliğine yönelik dürtüleri / içgörüleri terapi süreci içerisinde siz kendiniz geliştirirsiniz; ben de bunlara yansıtıcı ve destekleyici bir biçimde eşlik ederim.

Değişimler çoğu zaman hemen hissedilmez. Daha çok, kişinin kendi duygularını, beklentilerini ve ilişki deneyimlerini daha iyi algılaması ve anlaması sonucunda, uzun vadede ortaya çıkar.

Umarım bu küçük —ve kesinlikle eksiksiz olmayan— rehber sayesinde, psikodinamik terapi yöneliminin neyle ilgili olduğu konusunda sizde biraz daha fazla açıklık oluşmuştur.

Bazen konuyu daha yakından ele aldığınızda, bu yaklaşımın o anda sizin için doğru yaklaşım olmadığını da fark edebilirsiniz. Bu aslında memnuniyetle karşılanabilecek bir farkındalık olur. Çünkü yalnızca terapötik ilişkinin uyumlu olması değil, aynı zamanda uygulanan yönteme karşı en azından temel düzeyde bir yakınlık ve sempati duyulması da önemlidir.

Bu iki unsur birbiriyle bağlantılıdır: Hasta, terapide uygulanan çalışma biçimiyle temel olarak özdeşleşebildiği ölçüde sağlam ve sürdürülebilir bir terapötik ilişki kurulabilir.

Eğer benim eşliğimde terapi almakla ilgileniyorsanız, bunu ilk görüşmede memnuniyetle konuşabiliriz.