



Psikodinamik Psikoterapi nedir?
Psikodinamik psikoterapi, öncelikle içsel-ruhsal (intrapsişik) çatışmaların ele alınmasına dayanır. Bu süreçte hem bilinçli hem de bilinçdışı tasarımlar, kaygılar/korkular, motivasyonlar ve arzular dikkate alınır. Bunlar, terapist-hasta ilişkisinin “burada ve şimdi”sinde, geçmişteki ilişki örüntülerinin aktarımı olarak yeniden sahnelenir.
İnsan ruhsallığının yeni yaşantıları eski ilişki örüntülerinin ışığında örgütleme eğilimi, patolojik sabitlenmelere, esnekliğin kısıtlanmasına ve gerçeklik algısının çarpıtılmasına yol açar. Bunun sonucunda birey ruhsal olarak hastalanır. Bu çarpıtmalar, psikoterapötik tedavi sırasında terapistin çeşitli şekillerde hastanın yansıtmalarının (projeksiyon) nesnesi haline gelmesine ve bu nedenle terapistin ruhsal işlevlerinin de bu süreçten etkilenmesine yol açar. Bu sebeple eğitim esnasında, katılımcıların kendi özyaşantı (Selbsterfahrung) terapilerine seçtikleri bir psikodinamik ya da analitik terapistte başlamaları, eğitimin temel taleplerinden biridir.
Psikoterapi Yönergelerine göre Psikodinamik psikoterapi; “etiyolojik yönelimli terapi biçimlerini kapsar. Bu terapi biçimleriyle, günümüzde etkili olan nevrotik çatışmaların ve yapısal bozuklukların bilinçdışı psikodinamiği, aktarım, karşı aktarım ve direnç dikkate alınarak tedavi edilir. Tedavi hedefinin sınırlandırılması, ağırlıklı olarak çatışma merkezli bir yaklaşım ve gerileyici (regresif) süreçlerin kısıtlanması yoluyla terapötik sürecin yoğunlaştırılması amaçlanır. Psikodinamik psikoterapi, uzun süreli bir terapötik ilişkinin gerekli olduğu durumlarda da uygulanır.”
Buna göre, yüksek sıklıklı psikanalizde olduğu gibi aktarım ve karşı aktarım süreçlerinin sistematik olarak ayrıntılı biçimde çalışılması, Psikodinamik psikoterapilerde büyük ölçüde mümkün değildir. Terapist; seçici dikkat ve seçici olarak göz ardı etme, merkezi bir çatışma temasına odaklanma ve aktarımı kullanma yoluyla terapötik süreci ve özellikle de regresyonu sınırlandırmaya çalışmalıdır.
Dolayısıyla Psikodinamik psikoterapide özellikle fokal terapiye ilişkin yaklaşımların kullanılması anlaşılır bir durumdur. Burada odaklanmak; bilinçdışı çatışmaların belirli bir örüntüsüne ve bilinçdışı ilişki kurma biçimine yoğunlaşmak, bunun dışında fark edilebilen diğer çatışmaları ise geri planda bırakmak anlamına gelir.
Odaklanmanın yanı sıra, hastanın daha ilk görüşmeden itibaren ortaya koyduğu sahnesel oluşuma (szenische Gestaltung) özel bir önem verilir. Bu bağlamda sahnesel anlama (szenisches Verstehen) merkezi bir öneme sahiptir.
Burada amaç, hastanın terapistle birlikte genellikle bir eylem diyaloğu biçiminde oluşturduğu mevcut sahneyi, altında yatan bilinçdışı bir çatışma açısından anlamaya çalışmaktır. “Eylem diyaloğu” kavramı, hastanın ilettiği her şeyin sözel nitelikte olmadığı gerçeğini ifade eder. Hasta, eylemleri aracılığıyla terapisti belirli bir etkileşimin içine dahil eder ve bu etkileşimin anlaşılması gerekir.
Bu nedenle yalnızca terapistle kurulan ilişkinin “burada ve şimdi”sinde güncellenen çatışmalar ele alınabilir. Halen patojenik olarak etkili olmakla birlikte henüz güncellenmemiş çatışmaların ise önce, çoğu zaman uzun süren analitik bir süreç içerisinde güncellenmesi ve böylece erişilebilir hale getirilmesi gerekir.
